AKP GELDİĞİ GİBİ GİDECEK !!!


BU GÜN TÜRK BASININDA VE SOSYAL MEDYADA AKP NİN GELDİĞİ GİBİ GŞDECEİĞNİ SÖYLEYEN HABERLERİ PAYLAŞIYORUZ .



Ekonomi, iktidarı getirdiği gibi götürebilir


Trump'ın Suriye çıkışından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye geliyor.

Dolar, Euro ve gram altın rekor üstüne rekor tazeliyor. Tablo giderek kontrol edilemez bir hale geldi. Cumhurbaşkanı'nın ekonomi kurmayları rahatlatıcı bir açıklama yapamıyor.

2018'in başından bu yana benzine tam 12 kez zam geldi. Neredeyse 50 kuruşu aşan bir zamdan bahsediyoruz.

Ekonomideki tablo, döviz ve petrol fiyatları üzerinden ifade edilse de günlük gıda harcamaları akıl almaz boyutlara ulaştı.

Marketlerdeki peynir, süt ve yoğurt raflarında fiyatlar uçmuş durumda.

Sebze-meyve fiyatları da kontrol edilemez boyutta. Her gittiğinizde zamlı fiyatlarla karşılaşıyorsunuz.

***

Türkiye gibi ülkelerde; ekonomideki belirsizlikler, adı konmayan krizler doğrudan siyasi güç odaklarını etkileyen süreçlerdir.

AK Parti; FETÖ ile birliktelikten, açılım sürecinden, yanlış dış politikalardan, değişen siyasi söylemlerden, yolsuzluk iddialarından, Ergenekon ve Balyoz sürecinin en ateşli savunucusu olmasından dolayı sandıkta çok fazla bedel ödemedi.

Seçmen sandıkta sadece kısmi uyarılarda bulundu. Ekonomide ciddi bir sarsıntı ve kriz yaşanmadı.

***

2002'yi hatırlayalım...

Erken seçimler ortaya çıktığında siyasi anlamda yeni yeni oturmaya başlayan bir koalisyon vardı. Öcalan'ın idam tartışmaları hariç koalisyonu bozacak bir gelişme olmamıştı. Ta ki aniden ekonomik kriz patlayana kadar.

Gazeteci Mehmet Çetingüleç, Bülent Ecevit ile yaptığı röportajları geçtiğimiz günlerde "Ecevit'in anıları/12 yıl saklı tutulan 'veda' sohbetleri" ismiyle yayınladı.

Kitabın girişinde bu sohbetlerin Ecevit'in hayatını ve başbakanlığı dönemini konu alan belgesel film için hazırlandığı, ancak kaynak bulunamadığı için bu projenin hayata geçirilemediği ifade ediliyor.

Türkiye'nin belki de bugünlerini etkileyen, tek başına iktidar sürecini başlatan 1999-2002 döneminin birincil tanığının anlattıkları tam 12 yıl sonra ancak kitap olarak ortaya çıkabiliyor, son derece manidar!

Kitapta, Ecevit'in erken seçimlere gidilmesinde Kemal Derviş'in rolüne vurgu yapılıyor. Derviş hakkında "şeytani planlar içerisindeydi" tanımlamasında bulunan Ecevit, hükümetin sarsılmasında ABD'nin Irak'a müdahale planını işaret ediyor.

Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in fırlattığı anayasa kitapçığı ve sonrasında kamuoyuna yaptığı açıklamayı da anlatan Ecevit, bu olay yaşanmasa da "ekonomideki göstergeler son derece kötüydü ve bunun sebebi dış kaynaklıydı" diyor.

Ecevit, o günlerde Amerika'da yaptığı temaslara değiniyor. Dönemin ABD Başkanı Bush ile yaptığı görüşmede Irak'ın işgaline kesinlikle karşı olduklarını belirten Ecevit, bu kararlı duruşları sonrasında ekonominin ve siyasetin operasyonlara açık bir hale geldiğini vurguluyor.

Röportajdan ABD'nin siyasi güçlerle uyuşamayacağını anladığı için Türkiye'ye karşı ekonomik ve siyasi bir operasyon başlattığı vurgulanıyor.

Ecevit, erken seçim dile getirilmeden önce Kemal Derviş'in bir dizi temaslarda bulunmak üzere ABD'ye gittiğini ve 12 gün boyunca kendisine hiçbir şekilde ulaşamadıklarını da açıklıyor.

Türkiye'nin Başbakanı tam 12 gün boyunca bakanına ulaşamıyor. Derviş döndüğünde ise hiyerarşi tanımaz bir şekilde erken seçimi dile getirmeye başlayacaktı.

O dönemleri hatırladığımızda siyaset sıkışmıştı. Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik büyük bir medya desteği vardı.

DSP içindeki çatışma ve sonrasında Kemal Derviş'in Türk siyasetini dizayn etme çabalarıyla bir kaos ortamı doğdu.

Tam böyle bir zamanda Türkiye'nin sağ seçmenine yönelik bir umut olarak AK Parti ortaya çıkıyordu.

***

Günümüze gelecek olursak... 2002 öncesine göre farklı bir tablo var. ABD ile iletişimde kopmalar yaşanıyor gibi gözükse de bölgedeki Amerikan varlığına karşı çıkılan bir söylem ve tavır hiçbir zaman takınılmadı.

ABD'nin Türkiye'deki siyasi erklerle bir çatışması olabileceği çok ihtimal dahilinde değil. Bu yüzden Türkiye'deki ekonomik göstergeler ne kadar dip yaparsa yapsın siyasi iktidarı yıpratmamak için her türlü imkân sağlanacaktır.

Lakin bu tablo seçmen davranışlarını kontrol edebilmek için yeterli değil. 2001'deki krizi andıran bir fiyat dalgalanması ve son tüketici noktasında satın alma zorlukları ortaya çıkıyor.

Ekonomideki rakamsal değerler ne kadar manipüle edilirse edilsin, ekonomi ciddi bir boşluk içinde.

Dolayısıyla ilerleyen günlerde "Dış güçlerin oyunu, millî bir iktidar istenmiyor, bize operasyon yapılıyor" sözlerini daha çok duyacağız.

Tekrar hatırlatmakta fayda var; ekonomi dış operasyondan dolayı değil, iyi yönetilemediği için bu noktada.


Batuhan ÇOLAK

batuhancolak@yenicaggazetesi.com.tr


Kaynak Yeniçağ:Ekonomi, iktidarı getirdiği gibi götürebilir - Batuhan ÇOLAK



METİN ÇULHAOĞLU: AKP 'GELDİĞİ GİBİ' Mİ GİDECEK


Birinci Dünya Savaşı bitmiş, mağlup Osmanlı’nın payitahtı savaşın galibi ülkelerin gemilerince kuşatılmıştır. Anlatıldığına göre, Boğaz’daki yabancı savaş gemilerine bakan Mustafa Kemal “geldikleri gibi giderler” demiştir.

Güzel, oturaklı, anlamlı bir sözdür.

Ancak, biraz sinikçe bakılır, ince elenip sık dokunursa, “riskli” bir öngörü olduğu söylenemez. Çünkü bu gemiler oraya Akdeniz, Ege Denizi, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi yoluyla gelmişlerdir. İlânihaye İstanbul’da kalamayacaklarına ve Karadeniz’den de çıkamayacaklarına göre, gene aynı yolu izleyerek geri döneceklerdir.

Bu anlamda “geldikleri gibi gideceklerdir.”


***

AKP’nin nasıl “geldiğini” kısaca özetlemek mümkündür: Sermayesiyle, medyasıyla ve ortalama kamuoyuyla ekonomik krizlerden, bu krizlere zemin hazırladığı düşünülen eğreti koalisyon hükümetlerinden yorulan, üstelik gelecek açısından kaygılanan “düzen mantığı”, yeni ve güçlü bir iktidar aranışına girmişti. Bir de, bu aranış, bölgeye ilişkin planları çerçevesinde emperyalizmin Türkiye’ye yeni bir rol biçmesiyle, bu rolü üstlenecek yeni ve yıpranmamış bir iktidar istemesiyle örtüşmüştü.

Gerçi önemli ayrıntıları, incelikleri vardır; ama AKP’nin böyle“geldiğini” söylemekte pek sakınca yoktur.


Peki, AKP “geldiği gibi” mi gidecektir?


Başka bir deyişle, yeni ekonomik krizler, bu krizlerle gelen yorgunluk ve taze aranışlar, AKP’nin bir noktadan sonra dış odaklar tarafından “kontrol edilemez”sayılması, AKP’nin gidişini hazırlayan etmenler mi olacaktır?

Soru budur.


***

Soru buysa, bugün görünenle verilebilecek yanıtı da şudur: AKP, geldiği gibi gitmeyecektir…

Bir kere, sermaye sınıfının Türkiye’de bugünkünden farklı bir ortam ve farklı bir iktidar arzulamasını gerektirecek hiçbir durum yoktur. AKP’nin kimi politikalarından ve kollamalarından pek hoşnut olmayan belirli sermaye kesimleri olabilir. Ancak, AKP’nin bir bütün olarak sermaye sınıfı adına sağladığı ideolojik, siyasal ve kültürel güvenlik kuşağı ortadayken bunu dert etmeleri beklenemez.

Sermaye sınıfı, doğası gereği, bildiği ve tanıdığı “terslikleri”, bugünden kestiremeyeceği olası tersliklere tercih eder.

İkincisi, emperyalist odaklar açısından bugün AKP’nin ipinin çekilmesini gerektirecek hiçbir durum yoktur. Yakın gelecekte olacağa da benzememektedir. Gerçi emperyalist siyasetin mantığıyla sermaye sınıfının içgüdüleri arasında önemli bir fark vardır, ikincisi sağlamcıyken birincisi risk almaya, belirsizliklere oynamaya ve yeniyi denemeye yatkındır. Ne var ki, AKP’nin emperyalizm için denemeye değer bir “yeni” bırakmadığı ve bırakmayacağı da ortadadır.


O zaman, AKP geldiği gibi gitmeyecektir.


***

Peki, nasıl gidecektir? Daha doğrusu, nasıl gidebilir?

“Dış” ve “iç” dinamiklerden hareketle kimi kestirimlerde bulunulabilir. Burada “dış”, bu ülkede, ancak AKP’nin kendisinin ve kontrolünün dışında gelişebilecek süreçlerle ilgilidir. “İç” ise, AKP’nin kendi içinde ortaya çıkabilecek durumları anlatmaktadır.

“İçe” ait bir olasılık, AKP’nin bir tür “ANAP sendromu” yaşamasıdır. Kastedilen, Turgut Özal’ın 1989 yılında Çankaya’ya çıkmasının ardından ANAP’ın içinin bir gayya kuyusuna dönmesi ve partinin iktidardayken inişe geçmesidir.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı (veya “Başkanlığı”) bu boyutuyla da değerlendirilmelidir.

İkinci bir olasılık, AKP’nin cemaatlerle papaz olmasıdır.

Geleneksel “devlet” ve “devletlilik” refleksleri sergileme açısından AKP’nin Cumhuriyet döneminin diğer iktidarlarından aşağı kalır yanı yoktur. Devlet-siyaset alanında tekelini kuran AKP gibi bir siyasal oluşumun, toplumsal/sivil yaşamda “görece özerk” odakların serbest hareketine daraltıcı sınırlar getirip mevcut modus vivendi’yi sarsması mümkündür.

Ancak, bunların hepsinin ötesinde asıl üzerinde durulması gereken, ekonomik krizli veya krizsiz, sınıf dinamiğinin, kitlesel tepkilerin ve toplumsal muhalefetin canlanma olasılıklarıdır.

Bu son olasılığın gerçekleşmesi halinde, daha önce değinilen “iç” gerilimler hiç yoksa bile ortaya çıkacak, varsa da iyiden iyiye azacaktır. Böyle bir durumda AKP “geldiği gibi” değil başka türlü gidecek, giderken bıraktığı Türkiye’nin çehresi de çok değişmiş olacaktır.


Metin Çulhaoğlu/Birgün


Odatv.com


TAKDİR TÜRK MİLLETİNİNDİR !!!


  • Facebook Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Google+ Social Icon
  • whatsup
  • LinkedIn Social Icon
  • Pinterest Social Icon
  • Instagram Social Icon
  • Vkontakte Social Icon

    Copyright turkundunyasi.com 2020© All rights reserved    Website by ML&MD  Digital Markets